Atatürk’ü sevmiyorum…. Çünkü; ben bir din taciriyim. Tüm dini duyguları süistimal ederek, ben de olduğuna inandırdığım kerametleri insanlara empoze ederek, kendime makam ve mevkii elde ettim. Övgü aldım, yerlere kadar eğilenlerden saygı aldım, kolay yaşamanın tadını aldım. Karşılığında mesnetsiz vaaz verdim, hurafe verdim, kul ile Allah arasına girdiğime inandırarak şirk verdim. Ne gereği vardı, dönen tekerleğime çomak sokmanın. Cehaletin ve geri kalmışlığın meyvelerini toplamaya alışmış ben ve benim gibilerin saltanatını yıkmaya. Dünya ve ahir işlerini ayırmak nereden icap etti. Oysa bizler, onları kendi fanusumuzda hapsederek, sadece bizim verdiğimizi almaya alıştırmıştık. İşte bugünkü Müslüman kimliğindeki diğer Ortadoğu devletlerindeki gibi şeyh olur, derviş olur, itibar ve iktidar gemimizi yürütürdük. Ekmeğimi aldın, karizmamı çizdin, koltuğumdan ettin. En büyük zafiyeti “DİN’’ olan ve en kolay sömürülen bu insanların aydınlatılmasına ne gerek vardı…. Ne yaptın be Selanikli.
Atatürk’ü sevmiyorum… Çünkü; ben kişisel özgürlüğü, her şeyi ile erkeğimin hegomanyasında bir kadınım. Sen bana seçme ve seçilme hakkını, modern tabir edilen diğer Avrupa devletlerinin birçoğundan önce verdin. Siyasi, çalışma ve toplumsal hayatta, erkeklerle, aynı koşullarda ve eşit mücadele etmeyi, onunla omuz omuza bir hayatın kapılarını açtın. “Sofradaki yeri Öküzden sonra gelen’’ tanımlamasını kaldırdın. Düşünme, yargılama ve fırsat eşitliği sağladın. Oysa evde, kapalı kapılar ardında, dünyadan bi haber hayat, erkeğin lütfettiği kadar bir özgürlük yeter di bana. Onun istediği kadar çocuk doğurur, hiçbir istek ve söz hakkım olmadan yaşar giderdim. Kadınlara neden bu hayatı layık gördün.
Atatürk’ü sevmiyorum… Çünkü; ben emperyalizm ve sömürgeyi, benden güçsüzü ezmeyi seven egemen bir devletim. Bunca yıl her istediğim devlete, millete, her istediğimi yaptırdım. Cebren ve hile ile içine sızdım. Karşı geleni ezdim, yaktım, yıktım, ya da yok ettim. Ne gereği vardı; sefalet içinde, hiçbir gücü ve dayanağı olmayan hasta adamı ayağa kaldırdın. Silahı, cephanesi, erzağı olmayan bir millete “bağımsızlık’’ denen bir ruh kazandırdın. Oysa bizler geçmişten gelen ve hiç bitmeyecek bir kinle, nefretle ve şiddetle her istediğimizi elde etmeye alışkındık. Kolayımızı neden zor, imkansız ettin. Ezberimizi bozdun. Hevesimizi kursağımızda bıraktın be…. Herr Mustafa.
Atatürk’ü sevmiyorum… Çünkü; hadi kurtuluş mücadelesi ile bir milleti tekrar bir devlet yaptın. Peki, tüm bu yapılan çağdaş; inkılap ve ekonomik, toplumsal, atılımlara ne gerek vardı. Oysa bizler alışmıştık; tembellik eden, üretmeyen, ne verirsek onu alan, topla tüfekle alamadığımız yerleri, paramızla ekonomik gücümüzle alan, bu defa maddi sömürge kolonisi kuran güçler idik. Pazarımızı engelledin. Sermayemize taş koydun. Yerli üretime teşvik ettin. Fabrikalar, işyerleri, tarımsal atılımlar yaptın. Çalışmak gibi bir aşıyı toplumuna zerk ettin. İkinci defa bizi hüsrana uğratmaya ne gerek vardı be… Sör Mustafa.
Atatürk’ü sevmiyorum… Çünkü; bizim bölmeye alıştırdığımızı sen birleştirdin. Bizim kardeşi kardeşe düşman ettirdiklerimizi sen barıştırdın. Bizim etnik bölücülüğümüzü sen kardeş eyledin. Bölüp, parçalayıp, sömürüp yönetmeyi ve en sonunda da yok etmeyi bilirdik biz. Bildiğimizi bize ters eyledin.
Tüm ayrıştırdıklarımızı dost ettin, yaren ettin, bir ettin, diri ettin. Harf öğrettin, alim ettin, sanat öğrettin, sanatçı ettin, zanaat öğrettin, kollarına altın bilezik ettin. Kör cahil toplum dokusunu işledin, medeni ettin. Oyuncağımız olabilecek, yokluktan dilenci olabilecek bir milleti tok ettin. Ham çarık kıl çoraptan ziyade olan bir köylüyü varsıl, üreten, kazanan, kazandıran, modern tarım yapan bir topluluk ve milletin efendisi eyledin. Ne yaptın sen be…. Mr Mustafa.
Atatürk’ü sevmiyorum… Çünkü; başka Atatürk’ü sevmemek için sebebi olanlar çoktur elbette. Peki bu sevmeyenlerin; vatanları için, vatandaşları için yaptıklarını, akıl izan terazisinde bir tartabilsek. O zaman Atatürk ve onun dost görünen düşmanlarını daha iyi anlayabiliriz. Ne demiş geleceği gören Gazi;
“Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkar edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint'ten, Mısır'dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur.’’
K.ATATÜRK
SAYGILARIMLA