
Günümüz Türkiye’sinin en büyük sorunlarından birisi de düşünebilen insan sayısının azlığıdır. Ne yani biz düşünemiyor muyuz ? diye sorular sorabilir, tepkiler gösterebilirsiniz. Evet düşünmüyorsunuz! Hemen hemen herkesin benzer fikirlere sahip olduğu bir yerde düşünen insan neredeyse yok demektir. Aynı düşünceleri birbirinize aktarıyor olmanız ortaya yeni bir fikrin çıkması değil mevcut fikrin beyinden beyine taşınmasıdır. Kiralık beyinlere sahip olduğumuzdan pek çok kişinin haberi bile yok. Kendi düşüncelerimizin olmadığı beynimiz kiralıktır. Kim ne derse inanan, kalıplaşmış düşüncelerden uzaklaşamayan, araştırmayan, sorgulamayan, en kritik soruyu sormayan kişilerin yaşamının herhangi bir varlık noktasında bir değeri yoktur. Nedir o en kritik soru? Ya öyle değilse? İşte bu soru tarih boyunca tehlike oluşturabilmiş bir aydınlanmanın, zihinsel bir tasarının, bir üretimin kilit noktası olmuştur. Soru sormaktan, sorgulamaktan, özellikle şahsi çıkarlarını gözetmekten dolayı haktan hakikattan kaçan insanların gelecek nesiller adına değeri yoktur. Düşünemedikten, sorgulayamadıktan sonra ha bir insan olmuşsun ha bir kaldırım taşı ne önemi varki!
Toplumun geneli uyumaya o kadar alışmış ki uyandırmaya kalkan cezalandırılıyor. Dışarıdan bir müdahale olmasa bile uyandırdığı kişi “kardeşim uyuyoruz ne güzel işine bak ne diye uyandırıyorsun?” diye tepki gösteriyor. O nedenle hep ne diyoruz “Herkesin uyuduğu bir evde uyanık olmak, uyumayan için sorundur. Hareket alanın kısıtlanır, ses çıkarmamak için hassasiyet göstermen gerekir. Kimsenin hiçbir şey düşünmediği bir yerde ise düşünüyor olmak aynı etkiyi yaratıyor.” Bir anda tüm dikkatler senin üzerinde oluyor. Ne yapıp edip seni devre dışı bırakmak istiyorlar. Çünkü uyuyanları uyandırmaya çalışmak onların sonsuza kadar uyumasını isteyenler için sıkıntılı bir durumdur. Onların uyuyor olması lazım ki birileri rahatça işlerini görsünler. O nedenle bu toplumu uyandırmaya çalışan az sayıda kişiler omuzlarında büyük yükler taşıyor. Bir yandan toplum aydınlansın diye mücadele ederken diğer yandan da kendi yaşamını idame ettirmeye çalışıyor. Uyuyan kerizleri uyandırmak için bu yükü omuzlarında taşımaya değer mi bilmiyorum ama belki de gelecek nesillerin uyuyan kerizlerin arasına katılmaması için değerdir. Düşünen, akleden, sorgulayan insanların değerinin bilinmediği bir toplumun gelişim endeksli bütün konuşmaları beyhudedir.