
Bir yılı daha geride bıraktık ve yeni bir yıla giriyoruz. Tabi yeni yıl demişken her yeni yıl beraberinde yeni umutları yeni hayalleri getirmektedir. Dolayısıyla çiftçi ve üreticiler için 2026’ya girerken ne yazık ki arkamızda yorgun, bitkin ve enkaz dolu bir yıl bırakıyoruz. Seneye seneye diyerek farkında olmadan batıyor üretici. Mazot, gübre, tohum ve ilaç derken çiftçi yüksek maliyetlerin karşısında çaresiz durumda. Yüksek maliyetlerle üretim yapan ve bütün bunlara rağmen ayakta durmaya çalışan çiftçiler için bir sene daha geride kaldı. Bir yandan zirai donlar, bir yandan kuraklık ve kuraklığa bağlı olarak meydana gelen verim kayıpları, bir yandan yüksek maliyetler; üretici ne yapacağına şaşırmış duruma geldi. Tabi en önemli konu tarım girdilerinde meydana gelen zamlar ve öte yandan maliyetinin altında satmak zorunda kaldığı ürünleri.
Dolayısıyla baktığımızda 2025 yılını üretimde deprem yılı olarak nitelendirmek yanlış olmayacaktır. Çünkü 2025 yılı üretici için çiftçi için sorunlu geçti. Özellikle kuraklığın etkisiyle ortaya çıkan verim kayıplarında çiftçiler desteklenmedi.Yalnızca Tarsim zirai donla alakalı olarak destek sağladı. ÇKS’si olana da kısmi olarak bir takım destekler verildi. Çiftçiler için çok zor bir sene oldu. Çiftçinin ürettiği ürünler değerinde satılamadığı gibi büyük verim kayıpları görüldü. Özellikle hububat veriminde düşme dikkat çekici duruma geldi. Buna bağlı olarak ithalatlarda artışlar meydana geldi.
Bu ülkenin temel taşı olan çiftçilerin değerini bilmek durumundayız. Hala da çok geç olmadan bu olaya el atılmalı gerekli destekler sağlamalıdır. Çiftçi için üretmek artık çok zor bir hal aldı. Yüksek maliyetler karşısında çaresiz durumda kalıp hep seneye düzelir umuduyla farkında olmadan üretimden uzaklaşıyor çitçiler. Bütün bu zor şartlarda halada üretim yaparak sofralarımıza gıda sağlayan üreticilerimizin kıymeti bilinmelidir. Dolayısıyla bütün bunlara bağlı olarak Türkiye tarımda her sene küçülmektedir. İthal buğday, ithal hayvan, ithal sığır, ithal et derken tarımda farkında olmadan yok oluyoruz. Sadece 2025 yılında Türkiye de et ihtiyacının %35’i dışarıdan gelmiş. Kendi kendine yeten bir ülke olarak nasıl dışarıya bağımlı hale geldik. Üretici kazanmadan bu ülkenin kalkınması imkansız. Her zaman söylediğimiz gibi üretici bu ülkenin can damarıdır. Biz bir tarım ülkesi olarak ancak ve ancak tarım ile büyüyebiliriz. Tarım olmadan üretim olmadan, sanayi ile inşaat ile şu bu ile büyümemiz mümkün değildir. Yol yapmak beton dökmek medeniyet yada gelişmişlik belirtisi değildir. Bir ülkenin asıl gücü üretimidir ve kendi kendine yetebiliyorsa en güçlü ülke durumundadır.
Ama bütün bunlara rağmen hala üretici üretim yapmak için çırpınıyor. Şimdi yeni yıla girdik yeni umutlarla yeni hayallerle. Üretici sadece hakkını istiyor. Kimsenin parasında pulunda gözü yoktur. Sadece ürettiğini maliyetinin üstünde satmak istiyor. Zarar etmek istemiyor. Bir kilo buğday ile bir çay içemeyen üretici nasıl kendini devam ettirebilir. Nasıl çoluk çocuğunu tarıma yönlendirebilir. Her geçen gün çiftçi üretimden uzaklaşıyor, köylerini terk ediyor, büyük şehirlere göç ediyor,yaş ortalaması zaten 60’a dayandı. Türkiyede gerçekten bu işi gönüllülükle ve hakkıyla yapan bu işin seven ve sevdiği için yapan üreticilerimiz var. Biz bu insanlarımıza sahip çıkmalıyız. Bu insanlarımızın değerini bilmeliyiz. Ben hala umutluyum. Bu ülkede mutlaka çiftçi ve üretici emeğinin karşılığını alacaktır. Bu insanların bir gün değerleri bilinecektir.
Bereketli ürünleriniz olsun.