
Tarım sektörünün stratejik bir öneme sahip olduğu yaygın olarak kabul edilmektedir. Artan nüfusun gıda ihtiyacının karşılanması, gıda güvenliğinin sağlanması ve doğal kaynakların korunması gibi hususlar tarım sektörünün önemini artırmaktadır. Tarım sektörünün bu özelliği tarımsal arz güvenliğinin garanti altına alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluk tarım sektörünün devlet tarafından öncelikli sektör olarak kabul edilip, uygun politikalarla desteklenmesini gerektirmektedir.
Gelişmiş ülkeler bu konuda geleceğe yönelik çok önemli stratejik planlar yapıp tedbirler alsalar da, değişen iklim koşulları ve artan gıda ihtiyacına karşılık dünya nüfusunu doyurmak ne yazık ki mümkün olmayacaktır. Gelişmiş ülkeler ya da tarıma hakim ülkeler belki kendi kendine yetebileceklerdir. Ancak dünyada özellikle orta doğuda gıda anlamında ciddi sorunlar birçok ülkede yaşanacaktır. Hep söylediğimiz gibi gıda anlamında kendi kendine yetebiliyorsan dışarıdan ithal gıdaya muhtaç değilsen aslında en güçlü ülke sensin. Zamanla bu durum daha da iyi anlaşılacaktır. Kendi ovalarında tarlalarında üretim yapabiliyorsan, tarımda genç nüfusun varsa ve köyler eskiden olduğu gibi cıvıl cıvıl insan kaynıyorsa aslında dünyanın en güçlü ülkesisin demektir.
Hollanda ya da Almanya tarımda araştırma geliştirmeye çok büyük paralar yatırmaktadır. Ve bunun sonucunda gerek yüksek verimli gerek kalite gerekse hastalıklara dayanımlı yeni tohumlar ıslah etmektedir. Ürettiği bu yeni tohumları dünyaya pazarlayıp sermayesine sermaye katmaktadır. Tohumu satarken yanında ilacını da üretip satmaktadır. Yani bizim gibi dışarıdan ithal tohumlarla ya da ithal tarım ilaçlarıyla üretim yapan ülkelerin kaderi aslında bunlara ya da bu gibi tarımda markalaşmış ülkelere bağlıdır.
Bu açıdan tarımsal anlamda güçlü olmak aslında dünyaya hükmetmek demektir. Bir tarım ülkesi olarak üreticiye ve küçük çiftçiye destek vermek bu anlamda oldukça önemlidir. Özellikle ülkemizde küçük üreticinin desteklenmesi çok önemlidir. Küçük üretici ayakta durmalı ve üretimine devam etmelidir. Çünkü tarımı ayakta tutan aslında küçük üreticidir. Bun anlamda küçük üreticilerin desteklenmesi köyünde kalarak üretimine devam etmesi oldukça önemlidir. Büyük para babalarıyla tarım ayakta duramaz. Mersedes marka lüks arabasını satıp tarıma yatırım yapan zengin para babalarıyla bu iş yürümez. Çiftçi çocuğu değilsen, tarımın içinden gelmiyorsan bu işi yapamazsın. Zengin adam parasını basıp yapmaya çalışsa da çoğu yapamıyor.
Ülkemizde bir başka önemli sorun da genç nüfusun tarımda yer almamasıdır. Şu anda tarımda yer alan nüfusumuzun yaş ortalaması 50 60’dır. Buda ülke tarımı açısından büyük sorunlar yaşatacaktır. Gençler ne yazı ki ülkemizde tarımda yer almıyor. Çükçü gençler tarımda bir gelecek göremiyorlar. Kendi geleceklerini inşa edecek ya da kendi geçimlerini sağlayabilecek bir meslek olarak görüyorlar. Böyle olunca da doğal olarak gençler büyük şehirlere göç ederek asgari ücrete çalışıyorlar. Şuan için devam etse de aslında gelecekte çok ciddi problemler ortaya çıkaracağı aşikardır. Üretim olmadan hep tüketime yönelik politikalarla ayakta durmak imkansızdır. Dolayısıyla gücümüzü topraklarımızdan almalıyız. Ne kadar üretim yaparsak o kadarda güçlüyüz.