-Günsayanların geçmişini biraz anlatabilirmisiniz. Hangi tarihte ne zaman Haymana’ya gelmişler, kökenleri nereye dayanıyor?
Herkesin Sıhhıye Yusuf diye bildiği amcam 1940’lı yıllarda Sıtma Savaş Şube Şefi olarak Haymana’ya gelmiş. O zamanlar Haymana’da elektrik yokmuş. Babamda Devlet Hava Meydanları Esenboğa’da Başteknisyen olarak çalışıyormuş. Haymana’ya elektrik tesis edildiği yıllarda gelip ilk elektriği veren kişidir. Kurulumdan sonra sistemi çalıştıracak kimse yokmuş. Babamın kalmasını istemişler, ancak babam kabul etmemiş. Ama zamanın siyasi baskılarıyla, Esenboğa’daki görevine son verme korkusuyla gelmeye mecbur kalmış. Geldikten sonra yerleşmiş evlenmiş ve bugünlere gelmişiz. Biz aslen Ankara Hisar Kaleiçi’liyiz. Annem de aslen Amasyalı’ymış ve babamların Ankara’dan komşularıymış. 2’si erkek toplam 3 kardeşiz. Ben Haymana’da doğdum büyüdüm. Buradan en uzun ayrılığımı askerliğimde yaşadım. Ama ne hikmetse bana hep yabancı gözüyle baktılar. Bir sorunumuzda bu bizim. Dün köyden gelenler, kendini buranın sahibi sanır. Onlar at arabası ile uyuz hamamına gitmeyi, orada gaz ocağında bulgur pilavını, derme çatma havuzlarda yüzmeyi, öğretmen evi’nin olduğu yerde sarmaşıklı kahvede çay içmeyi, parkın havuzundaki kırmızı balıkları, Vasfi Çavuş’un elleri ile tarttığı helvayı bilmezler ama, ben bilirim. Yarım asırdır buradayım. Birçok Haymanalıdan daha çok Haymanalıyım. İşte benim Haymana sevdam bu. Bir yere gidip nerelisin diye sorduklarında; “Övünmek gibi olmasın ama Haymanalıyım” diyorum. Ama hep akıllarda şu var, Faysal yabancı. Ben öz be öz Haymanalıyım ve Haymana sevdalısıyım.
- Babanız rahmetli Orhan Günsayanlar ile tatlı bir çekişmeniz vardı. Bu neden kaynaklanıyordu?
Babam rahmetli Orhan Günsayanlar ile bir baba oğul değilde adeta kardeş gibiydik. Ama hep ters düşerdik. Mesleğimde, bugünkü bilgi ve birikimimde hocam, ustam odur. Kendisi Sanat Okulu mezunu, ben Ankara Üniversitesi Çankırı MYO mezunuyum. Babamla iş dahil her konuda çekişirdik. Ben Fenerliydim. o Galatasaraylıydı, her maç sonunda çocuklar gibi atışırdık.
- Babadan devam eden bir esnaflığınız var. O zamanlarla, bugünkü esnaflığı bir değerlendirebilirmisiniz?
1981 yılında ilk dükkanımı açtım. Elimdeki paraya göre baraka sayılırdı. Babam memur zihniyeti ile başta karşı çıkmıştı. Ancak sonra sonra hoşuna gitti ve sonuna kadar destekledi. Bende gecemi gündüzüme katarak çalıştım. O günlerde Haymana çok canlıydı. İlişkiler samimi ve daha güzeldi. İş potansiyelimiz de oldukça yüksekti. Şimdi ise herşey işte ortada. Maalesef o günleri şimdi çok arıyoruz diyebilirim.
-Haymana’da sürekli kalmayı düşünüyor musunuz? Yoksa zaman zaman çekip gitmeyi hayal ediyor musunuz?
Haymana’da beni tutan birşey yok. Bizim Ankara’da da dükkanımız vardı. Kardeşim oradaydı. Babam rahmetli olduktan sonra annem ikiniz bir araya gelin dedi. Bizde annemi kıramadık ve kardeşim oradaki dükkanı kapatıp yanıma geldi. Ben işimi heryerde yaparım. Klasik lafımı tekrar edeyim ama ben Haymana sevdalısıyım. Ama sevdalısı olmak lafta olmuyor. Tarihe, kültüre, sahip çıkmakla, hoşgörüyle, kenetlenmeyle, kardeşlikle olunuyor. Bu sevda Haymana’yı terk edip, öldüğünde beni Haymana’ya gömün demekle de olunmuyor. Zira diri iken memlekete faydası olamayanın ölünce bu toprağı hakettiğine inanmıyorum. Eskiden bağlarımız vardı, ne oldu şimdi? kaplıcaya gelen misafirlerimize ikram ettiğimiz koruklara ne oldu? Kendi ellerimizle yok ettik. Şimdi Haymana göç veriyor, giden gidene. Peki bu insanları Haymana’da tutmak için kim neler yaptı? Birazda bunu sormak, sorgulamak lazım.
-Çocuklarınız var, Haymana’da eğitim sizce yeterli mi? Yetersiz ise neler yapılması gerekiyor?
3 kızım var ve hepsi okuyor. Bence eğitimdeki en büyük sorun öğretmenlerin burada kalmaması. Eskiden öğretmenler burada kalır ve ailellerle diyalog halinde olur, çocukların her türlü sorunu ile ilgilenirlerdi. Ayrıca şimdiki sistemde öğrenciye bir katkı sunmuyor. Öncelikle siyasetten arınmış bir eğitim şart. Sonra mesleki eğitime önem verilmeli, okulda teorik eğitimi alan öğrenci sonra işin erbaplarından pratiğini öğrenmeli, alt yapıya önem verilmeli. Çırak yetişmiyor. Eti senin kemiği benim dönemi bitti. Çırak aldığımda, bana ilk ne kadar para vereceksin diye soruyor. Önce sen bana ne verebileceksin, onu söylemiyor. Ben işin hamallığı ile bugünlere geldim. Ama şimdi böyle bir zihniyet yok maalesef.
-Siyasi bir kimliğinizde var. Haymana siyaseti nereye gidiyor? Siyasette daha aktif olmak gibi bir niyetiniz var mı?
Evet siyasi bir kimliğim var ve partimin her zaman arkasındayım. Ama siyasette etkin bir rol almayı düşünmüyorum. Artık yoruldum da diyebilirim. Yaşım olmuş 52. Yine de herşeyi zaman gösterecek.
-Haymana’nın genel sorunları ve çözüm yolları nelerdir?
Ben herkesin yaptığı gibi işi siyasi boyutta ve yerel yönetimler bazında Haymana’yı nasıl kurtarırız düşüncesi ile olaya yaklaşmak istemiyorum. Yerel yönetimlerin elinde sihirli değnek yokki, bir anda dokunup herşeyi düzeltsinler. Ama daha fazla çalışıp katkıda bulunabilirler. Misal eski yönetimlerin yaptıklarını yıkmak yerine daha iyisini yapabilirler. Pek çok eksiğimiz var. Ulaşım mesela. Ben insanımın, elektiriği suyu olmayan, tinerci ve alkoliklerin, berduşların bulunduğu viran garajlarda, gün ağarmadan, yazıhane açılmadan, sokakta otobüs beklemeyi hak etmiyor diye düşünüyorum. Haymanam yılan hikayesine dönen, Faruk Nafız’ın dediği gibi ‘Köyleri hududa bağlayan yaşlı yolları, gidipte dönemeyen yokuşlara ağlayan yaslı yolları’ hak etmiyor. Bunlara el atalım, zor değil. Yeter ki biraz istekli, özverili olalım. Bizim Beypazarını Beypazarı yapan Mansur Yavaş’tan ya da Kalecik Karası şarabı ile marka yapan Kalecik yerel yönetimlerinden daha farklı görmüyorum. Sadece biraz daha gayret diyorum. Haymana seçim zamanlarında, projelerini açıklayan, rekreasyon alanlarını, cd’lerle süsleyen değil, o projeleri hayata geçiren yerel yönetimleri fazlasıyla hak ediyor.
-Haymana’lı işadamlarımıza ne söylemek istersiniz, onlara nasıl katkı yapabilirler ilçemize?
İlçemizde Haymana’lı olarak gurur duyduğum insanlar elbette var. Çevik Kardeşler mesela. Sedat Abi ve çocukluk arkadaşım Vedat. Dünyaya açılmış bir teşebüsün sahipleri. Allah onlara daha çok versin. Onlar Haymana’da kaç kişiyi istihdam edip, ekmek veriyorlar. Bu adamlar başka yerde bu işi pekala yapabilirlerdi. İşte onlar da Haymana sevdalısı. Eski esnaflarımızdan Cankara’lar, yine en eski esnaflarımızdan Adem Kılıç ağabeyim, onlar da buranın ekonomisine, ticaretine asıl katkıyı sunanlar, asıl Haymana sevdalılarıdır. Ayrıca pek çok zenginimizde var. Dünyaya açılmış şirketleri ile Atilla Doğan Grubu, Bektaşlar, Demirci Kardeşler, Kavukçuoğulları, Asrın Kürk vs.. Gözümüz yok Allah daha çok versin. Ama bir okul yaparak ve okula babasının ismini vererek bitmiyor herşey. Haymana için daha çok yatırım yaparak, istihdam sağlayarak, ekonomik, sosyal ve katma değerli yatırımlarla katkı yapmalarını, gençlere iş alanları açmalarını bekliyoruz, saygıdeğer işadamlarımızdan. Kısacası Haymana’yı terk ederek Haymana sevdalısı olunmuyor.
-Son olarak ne söylemek istersiniz?
Ben Haymana halkını her konuda sağduyulu olmaya çağırıyorum. Bizim ilk olarak ihtiyaç duyduğumuz istihdamdır. Yeni iş alanlarının açılması için yerel yönetimler buna katkı yapmalıdır. Benim oğlum, kızım işe alınsın zihniyeti hoş bir tavır değil. O nedenle Haymanalı işadamları bir kez daha elini taşın altına koymalılar. Herkes memleketine en azından bir tuğla koymalı. Bir tuğla koyun ki, suyu sıcak Haymana’mız daha bir sıcak olsun. İmkan sağlayın ki, sert havası tatlı sert olsun. En önemlisi de yine imkan sağlayın ki, insanı daha mert olsun. Zira şunu unutmayın yokluk mertliği bozuyor.
Son olarak bana bu fırsatı veren gazetemize ve çalışan emekçi arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Biz de gazetemiz adına değerli insan, işinin ehli bir esnaf olan Faysal Günsayanlar ve Hayrettin Günsayanlar’a bizi misafir ettiği, samimi ve sıcak açıklamalarından dolayı teşekkür ederiz.