
Değerli Haymana Gazetesi okurları hepinize iyi haftalar diliyorum. Bu haftaki köşe yazımızın konusu sizlere yine zamanında yaşanmış olan bir hikâye ile ilgili olacaktır. Aslında hepimizin ders çıkarması gereken bir hikâyeden bahsedeceğim sizlere. Gelin hep beraber bu hikâyeyi bir okuyalım…
Hikâyeye geçmeden önce şunları da ayrıca belirtmekte fayda var. Kimseyle dalga geçmeyin, dalga geçilen olursunuz. Kimseyi küçümsemeyin, küçümsenecek hale düşersiniz. Kimseye hakaret etmeyin, hakaret ettiğiniz yerden vurulursunuz. Kimseye iftira atmayın, iftiraya uğrarsınız. Eksiğini her dakika söylemeyin kimsenin, eksiğiniz dile pelesenk olur. Kusuru olana hor bakmayın, kusurlu olursunuz. Engeli olanın engelini sakız edip çiğnemeyin, siz de potansiyel bir engel adayısınız.
İngiltere’de büyük bir holdingin önünde bir kambur köşeye kurulmuş bir büfede döner satmaktadır. Holdingin sahibi de her sabah ve akşam gelip geçer iken kambura, “günaydın kambur, iyi akşamlar kambur, nasılsın kambur, işler nasıl kambur? “ diye seslenirmiş. Seneler sonra bir sabah “günaydın kambur“ der, kambur döner bıçağını çekip iş adamını öldürür. Hiç bir avukat Kambur’un savunmasını yapmak istemez ve kabul etmez. Kambur’un da ağzını bıçak açmaz hapiste idam kararını bekler. Fransa’da olayı duyan bir avukat İngiltere’ye gelerek Kambur’un savunmasını üstlenir. Mahkeme heyeti toplanır, herkes ayağa kalkar söz savunmadadır.
Fransız avukat (şimdi hayal edin avukatı ellerini masaya yavaş yavaş vurarak ve tek tek kelimeleri seçerek) yargıca döner “saygı değer yüksek İngiliz mahkemelerinin yargıçları, size yüksek Fransız saygı değer mahkemelerinin yüksek yargıçlarının sevgi ve saygılarını getirdim. Hâkime döner “yüksek İngiliz mahkemelerinin saygı değer hâkimleri size yüksek Fransız mahkemelerinin sevgi ve saygılarını getirdim. Savcıya döner “yüksek İngiliz mahkemelerinin saygı değer savcıları size yüksek Fransız saygı değer mahkemelerinin savcılarının sevgi ve saygılarını getiriyorum“ Jüriye döner ve Hâkim sert bir şekilde masaya vurarak, “yeter be adam! Savunmana geç “der, hiddetlenir. Avukat da “ “aman efendim ben size ne dedim? Hakaret etmedim, küfür etmedim, siz neden hiddetlendiniz? Beni susturup bağırarak, iki saniye daha dayanıp beklemediniz, sevgi ve saygı getirdiğim halde rencide ettiniz beni” der.
“Bakın müvekkilim senelerdir taşıdığı kamburu, iş adamı tarafından günün düzenli ve belirli saatlerinde hatırlatılarak ona daha da ağır bir yük haline getirmiştir. Günaydın kambur, nasılsın kambur, iyi günler kambur senelerdir buna katlanmıştır. Siz şurada iki dakika sevgi selama katlanamadınız“ der ve Kamburu beraat ettirir. Aslında burada birçoğumuzun çıkarması gereken bir ders vardır.
Söyledikleriniz sizi bulur. Unutmayın eden bulur, çamur atana çamur bulaşır, dili zehirli olan günü gelir kendini zehirler. Bana bir şey olmaz diye fütursuzca konuşmayın. Başınıza nerede neyin geleceğini bilemezsiniz. Sağa sola ukalaca laf sokmaya çalışmayın, işinize bakın. Yaşam sunulmuştur size, tadını çıkarın. Başkasının hatası sizin doğrunuz, kusuru kusurunuz, özrü özrünüz değildir. Keyfinize kâhya aramayın, keyfinizin bizatihi kâhyası olun.