Bir ülkede, toplumda veya herhangi bir grupta başarısız bir iktidardan daha kötüsü, başarısız bir muhalefettir. İktidar çuvallayıp, eline yüzüne bulaştırıyorsa ve muhalefette bunu deşifre edip, hesap soramıyorsa, ortada çok ciddi bir sorun var demektir. Ve bu sorun öyle eften püften değil, yıkımlara götürür ki, bir daha belinizi doğrultamazsınız.
Bugün ilçemizde her şey rayında, tıkır tıkır işliyor diyebilir miyiz? Diyen de çıkar, “yok hemşerim raydan çıktık, devrilmek üzereyiz” diyen de. “Her şey çok güzel” diyene lafım yok. Ama ya diğer tarafa, kahve köşelerinde “bittik, mahvolduk” diyenlere benim lafım. Eğer durum dillendirdiğiniz kadar vahimse, sızlandığınız kadar berbatsa, kıvrandığınız kadar kötüyse ya siz hesap sorun, ya da hesap soracaklar da susuyorsa, gidin onlara hesap sorun; “Ne olacak bizim halimiz arkadaş, sen buna cevap vermek, ya da bir cevap bulmak için varsın” deyin.
Ticaretiniz mi sekteye uğruyor, kazanamıyor musunuz, kazancınıza engel durumlar mı var, ya da yeterince çalışma yapılmıyor mu? O zaman Ticaret Odası’na gidecek, bu garabeti gidermesi için elini taşın altına koymasını isteyeceksiniz. Teşhisi siz koyacaksınız, tedaviyi ondan isteyeceksiniz. Ya da tedavi edecek dinamiklerin önündeki engelleri kaldırmasını isteyeceksiniz.
Esnafsınız ve siftahsız dükkan kapatıyorsunuz, müşteri ile ilgili sıkıntı var. Sokaklarda yaprak kımıldamıyor. Esnafın bağlı olduğu hangi kurum, kuruluş, müessese varsa; “Durum böyleyken böyle, düş önümüze bize ya yol aç, ya yol göster. Olmadı yolumuzu tıkama” diyeceksiniz.
Velev ki çiftçisiniz, ürününüz para etmiyor, maliyetlerden başınızı kaldıramıyorsunuz, ortada büyük bir haksızlık var. Kapısını çalacağınız kurum ziraat odası, ticaret borsası veya her nere ise, oraya koşacaksınız. Hakkınızın aranmasını, ilgili mercilere müracaat etmesini, derdinize derman olmasını dileyeceksiniz.
Örnek uzar gider. Ama oy verdiğiniz, arkasında durduğunuz, mücadelesini verdiğiniz örgütten, gün gelip siz dara düştüğünüzde de aynı fedakarlığı yapmasını beklemek ananızın ak sütü gibi helaldir. Onlar da sizin hakkınızı aramakla, ilgili kişi veya kuruluşlara derdinizi iletmekle, gerekirse yaptırım bile uygulamaya kalkmalıdırlar.
Sivil toplum örgütleri de bir nevi iktidarların veya ilçedeki yönetimin muhalefet kanatlarıdır. Evrak alıp vermekten, aidat toplamaktan, toplu yemek vermekten ziyade görevleri altındaki zümreye sahip çıkmak, sıkıntılarını gidermektir. Kaymakama, belediye başkanına, ilgili bakanlara, milletvekillerine başvurarak sorunların çözülmesini istemektir. Varoluş amaçları ve gayeleri bu doğrultudadır.
Ama bizdeki örgütlenme (Gerçekten görevini yapmaya çalışanları tenzih ederim) koltuk sevdasından ibaret olduğu için; “tepedekilere ne kadar yakın olur, onları ne kadar üzmezsem o kadar sağlamdayım” mantığındadır. Oysa yer altımızdan kayıyor. Herkes bunun farkında. Tüccarından, esnafına, çiftçisinden en büyük tesisinden, en küçük işletmesine kadar alayımız zor durumdayız. Ama birileri elin eşeğini türkü çağırarak arama sevdasında olduğu için anormal bir şey yokmuş gibi davranılıyor.
Muhalefet partilerinin ilçemizdeki teşkilatları zaten kış uykusunda. CHP zorlayarak birkaç söz söylüyor, MHP ve HDP zaten hiç olmadılar. O zaman iş encümeninden, meclis üyesine ve STÖ’lere düşer. Varsa bir sorun ve sizlerde susuyorsanız, bu sorumluluk hepinizindir. “Salla başını, al maaşını” zihniyeti olduğu müddetçe, adınız, isminiz, cisminiz ne olursa olsun, eğer ki görüp bilip “bana ne” diyorsanız, “Çok fena Haymana sevdalısıyız” masalını torunlarınıza anlatırsınız ki, belki onlar inanır.
Yoksa Yavuz yazsın, Yavuz dokunsun, sizde “lan her şeyi sen mi biliyorsun” deyip, laf çakın. Hayır her şeyi bilmiyorum. Ama en azından doğru bildiğimi söyleyebiliyorum. Ya siz?
HAFTANIN HABERİ: Bahçesine su bulmak için sondaj vurduran B.G(42), sondajdan su yerine rakı çıkınca, haydari, ezme ve tarator bulmak için maden çalışmalarına başladı.
HAFTANIN SÖZÜ: Yağmur koministtir, her yere eşit yağar. Rüzgar ise kapitalisttir zayıf olanı yıkar.
SAYGILARIMLA